Okumak Anlamaktir

24 Ekim 2012 Çarşamba

Ölüm Hiçlik Midir?

Felsef-i açıdan bakacak olursak, insanoğlu varoluşundan bu yana bu sorunun cevabını arayıp durmuş lakin henüz bu soruya somut bir yanıt verebilmiş değildir. Özellikle natüralist felsefeyi benimsemiş olan düşünürler, mevzu bahis olan konuyu ele alıp yüzlerce teori üretmiş fakat sadece bir tahminin veya varsayımın ötesine geçebilmiş değildirler. O nedenledir ki ölümden çok; hayat denen bu sürecin nasıl yaşanılması gerektiği ile ilgili birbirinden farklı binlerce görüş öne sürülmüş, ve bu farklılıklar günümüzde "sekülarizmateizm" gibi yeni fikirlere gebe olmuştur. Öte yandan din-i düşünürler; İlah-i metinleri ve kutsal kitapları baz alarak, ölümü sadece yeni bir sonsuz başlangıcın duraksaması olarak yorumlamış ve -hayatı- imtihan alanı olarak nitelendirmişlerdir.

Gümülcine, İmaret

Her an durmaksızın gelişmekte olan bilim bu iki kesimin de ortak silahı olmuş ve zaman zaman "gerçek" su istimal edilerek natüralist felsefeyi benimsemiş ateist ve agnostikler tarafından emellerine alet edilmiştir. Böylelikle bilim; geçmişten bu yana yanlış anlaşılmaya, "yozlaştırılmaya" maruz kalmış ve zaman içerisinde bilimin dogma karşıtı bir olgu olduğu düşünülmüştür. Bunun farkına varabilmemiz için tarihte geriye doğru geniş kapsamlı bir yolculuk yapmamız gerekmektedir. Ancak şuan ki konumuz; bilimin, ölümden sonrası için somut bir yanıtının olup olmamasıdır. Bilim doğası gereği nedenleri ve nasılları esas alarak yaşamı incelemektedir ki henüz ıspatlayamadığı birşeyi yok sayar. Dolayısıyla ölümü bir son olarak yorumlasa da sonrası ile pek ilgilenmemektedir. Ayrıca az önce belirttiğimiz üzere, "bilimin cevaplayamadığı soru yoktur" yanılgısı, bilimin toplum tarafından yanlış anlaşıldığına örnek teşkil edecek niteliktedir. Bilim; "neden hiç birşey yerine birşeyler var, neden bir kaos yerine bir düzen ve fizik yasaları var?" gibi temel soruların yanısıra, "hayat nasıl başlamıştir?"  gibi soruları da cevaplayamamaktadır. Lakin, eğitici ve öğreticidir. Yaşamımızın her alanına sızmış, doğayı ve işleyişini anlamamızda en önemli unsur haline gelmiştir.

Toparlayacak olursak, ölüm bir hiçlik midir sorusunun cevabı semavi dinlerin öğretilerinde saklıdır. Aralarında özellikle İslam dininin bu hususta bir adım daha ön plana çıkmasının nedeni, temel ilkelerinin tamamını ölümden sonra ki sonsuz hayat (ahiret) inancının üzerine inşaa etmiş olması ve yaratılanları, Yaratan'ın sanatını olarak tefekkür etmesidir. Bir başka değişle orta çağ dönemi Hristiyan Katolik kilisesinin bilime karşı uygulamış olduğu siyasi yaptırımların aksine, İslam dini; Allah'ın sözü olarak kabul edilen kutsal kitabı Kur'an-ı Kerim ile sabittir ki, her alanda bilim ve ilmi teşvik etmektedir.

                                                              ***

Karşımızda duran bu resmin daha iyi anlaşılabilir olması; günümüzde bilim yöntemi olarak adlandırılan metodolojik natüralizmin, felsef-i natüralizm ile ilişkilendirilip mutlaklaştırılmış olduğunun farkına varılmasıyla sağlanabilir. Basitçe söylemek gerekirse eğer; doğada gözlemlenebilen herhangi bir fenomenin çözüm yöntemi, doğayı mutlak gerçek kabul eden bir düşüncenin uygulaması ile mümkün olabileceği fikridir. Bu da şu demek oluyor; bir problemin çözümüne başlamadan önce Tanrının varlığını göz önünde bulundurmak yada Tanrı'ya atıfta bulunmak baştan yasaklanıyor ve, bir sonuca varıldığında Tanrı'nın doğaya bir müdahalesinin söz konusu olmadığı vurgulanıyor. Böylelikle Tanrı'nın varlığı (natüralist felsefenin bizzat kendisinin yasaklamasıyla) red edilmiş oluyor.

Ölümü anlayabilmemiz için yaşamı
 ve onun kaynağını anlamamız gerekiyor.

23 Ekim 2012 Salı

Varolmayı Seçmek

Doğuyoruz; üstelik elimizde olmadan. En azından bana danışıp fikrimi soran ve bana seçme hakkı sağlayan birileri olmadı, bundan eminim. Hiç kimse gelip te "hayat denilen bir süreçten geçmek ister misin? Orası oldukça eğlenceli, bahse girerim çok hoşuna gidecek, tabi doğru kararları verebildiğin sürece..." gibisinden bir laf etmedi! Evet, hatırladığım kadarıyla böyle birşey olmadı. Aksi düşünüldüğünde dahi; hangimiz yokluktayken böylesine cazip bir teklifi red edebilirdi de yoklukta bir hiç olmayı yeğlerdi? Çok merak ediyorum doğrusu. Düşünün, o zaman biriminde kesinlikle tecrübesiz olurduk; ve bu bizim alacağımız ilk karar olurdu öyle değil mi? Lakin, karar ne demek bilmiyorduk bile, ki büyük olasılıkla tercihimizin doğruluğunu veya yanlışlığını iredeleme gibi bir lüksümüz de yoktu. Yanılıyor muyum? Çünkü bunun için yaşamak ve yaşadıkça tecrübe edinmek gerekiyor. Zaten süreç nedir bilemezdik, bırakın birgün sonlandıralacak olan bir yaşama dair herhangi bir fikre nail olmayı; anne karnında doğum sürecinin 9 ay 15 günde tamamlanacağını dahi tahmin edemezdik.

Gümülcine, İmaret, Çay Ağazı

Peki, biliyor olsaydık ve seçme şansımız olmuş olsaydı, neyi seçerdik? Yokluğu mu? Varlığı mı? Gerçek şu ki; ben yokluğu seçerdim diyebilecek birinin varlığına inanmıyorum, cünkü böyle düşünenlerin tümü çoktan son kararını verip intihar etmişlerdir bile. Hayatta kalan veya kalmaya çalışanların tamamı yaşamı ve yaşamayı server. En sefilinden, en yoksuluna, en çaresizilik içinde olanından en lüks hayatı sürenine, en sefa içinde olanından en zengin olanına kadar, herkes yaşamayı sever ve didinip durur. İngiltere kraliçesinden, bizim mahellenin delisine kadar. Bu böyledir. Kimisi bunu bir lokma ekmek için yapar, kimi ise milyarlarına milyon katmak için. Hiç ölmeyeceklermiş gibi yada biraz daha yaşamak için. Yine de ölürler ve korkarlar, çünkü ölüm onlara hiçliği ve çaresizliği hatırlatır. Tedirgenleşirler. Önemsememeye ve hiç düşünmemeye çalışırlar. Kendilerini meşgul edip unutmaya çalışırlar. O kendisini onlara hatırlatana dek. Buna bir cenazede çığlık atan o sessizliğin içerisinde tanıklık edebilirsin. Ölüm onlara doğum öncesini hatırlatır. İşte bu yüzdendir ki "hayat denilen süreçten geçmek ister misin?" sorusuna, hala yaşıyor olanların da cevabı evet olurdu diye düşünüyorum. Peki ölüm, hiçlik midir?

Amma Velakin