Okumak Anlamaktir

28 Aralık 2013 Cumartesi

Bir Cumartesi Gecesi

Gece; telve rengini çalmadan kahveden yaz serinliğinde Ağustos ayı, biran durdu zaman ve birbirini buldu iki çift göz salkımlar arasında. Aşk hatırlattı kendini, büründüğünde beyazlara mavi gözleriyle o güzelin bir Cumastesi gecesi. Duyduğum koku; aynı hüznün parfümüydü üzerine giydiği ve çekmedi bakışlarını yüzümden bu defa. Yaklaşıyordu, her birinde öldüğüm ağır ağır attığı adımlarıyla kırmızı topuklunun kendisi. Ve herşey anlamını yitirdi o an. Elinden kendime mektuplar yazıp çizdiğim esrarengiz sade kadın, sonunu getiremediğim cümlelerimin devamıydı bi'nevi[1]

Kelam dökmedi hiç, bir adım da olsa uzağıma oturana dek.. ben de öyle. Sessizlik kapladı zihnimi ve düşünemiyordum hiçbirşeyi, lakin sadece onu. Bir tek o varmış gibiydi benden hariç şu derya denen rüyada. Simsiyaha boyanmıştı bir kez çevrem, ne dostlarım ne de geri kalan insanlık ilgilendiriyordu artık beni. Ne görüyor, ne de duyabiliyordum. Sanki 7 yıl bir başkası kullanmıştı, varlık neyde vücud bulduysa işte bu bedeni[2]

                                                               ***

Çekip gitmek geçiyor insanın içinden böylesi durumlarda. Ya da en kötü belalara muzdarip olmak bir anlığına da olsa, unutabilmek için unutması gerekeni. Taş olmayı yeğliyor titriyorken elleri. Kanı donsun istiyor. Çünki... sessizlik neşter gibi yarıyor adamın kalbini. 

Ardımda öylece durmuş beni seyrediyor. 

Öleceksen tam zamanıdır, şimdi öl Ali! Hadi son gördüğün, arzulayıp ta hiç göremediğin olsun. Refah bugündür senin için! Ağla geliyorsa içinden, haykır hıçkırıklarını. Bertaraf et akıt kanı, varsın pabuçlarına bulaşsın! Ama görmesin seni böyle dağınık! Meltem dolu kokusunu duyabiliyorsun. Ey ardında bırakıp ta uçurumları, çıkageldiğin aşk[3] "Sarıl" diyor ona içim, duruk bir kalple bir anlık umut için[4] Bir daha durdu zaman ve dünya. Günüm, gecem ayım karşımda süzüyorum onu. Ses etsem incinir narinliği. Sen durma Ali, git burdan! Göm içine git burdan! Bakma artık gemiler batırdığın gök yüzü mavisi gözlerine, çek gözlerini! Devrildim hafifçe sessizliğin kalabalığına. Tane tane ayrılmak vardı ordan, umursamaz bir tavırla. Her adımda zerrelere bölündüm. Ve o "dur" dedi bana.

-Gitme. İşte şimdi hançeri yedin asıl Ali!
-Gitmezsem eğer...
-Olsun gitme.
-O zaman izin ver, biraz daha seyredeyim seni.

Gözlerini kısarak, hafif bir tebessümle başını usulca öne eğdi. Anlatmak istediğim o kadar çok şey vardı ki ona...


[1] Siyah Adamın Ruhu | Mood EP | Ben Büdü'nün liriği.
[2] "Sanki 24 yıl bir başkası kullandı, vücud neyde varlık bulduysa işte o bedeni" der Karaçalı, Kaçak Marlboro parçasında.
[3] Sürgün | Mood EP | Cadiko's Lyrics
[4] Sürgün | Mood EP | Cadiko's Lyrics: "Özlüyorum" diyor onu içim, kanlı bir sicimle elimde bir anlık heves için. Aynı kişiye atfedilmiştir.

21 Aralık 2013 Cumartesi

Koş Ali Koş

     #blogfırtınası

     Bugün 21 Aralık; Maya takviminin sonlanmasının üzerinden 1 yıl geçti. O kıyamet hangemelerini hatırlıyorum da, gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum. Her şeye rağmen hayattayız, bu harika bir şey öyle değil mi?
     Beğeni ile takip ettiğim ve her yazısını severek okuduğum siminya'nın şu yazısında bu etkinliği gördüm. Anlaşılan biraz geç kalmışım, 21. ödevimizdeymişiz. Yine de neden olmasın dedim. Şanslıyım ki;  hayatımda 70 kiloya dahi çıkamamış olan ben, son 9 ayda orduda 15 kilo aldığımdan birazını kaybetmek için sabah erkenden kalkıp koşuya çıkmıştım ilk defa bugün. Böylelikle ''dışarı çıkın ve gördüklerinizi yazın'' adlı günün konusuna çup diye oturmuştu ilk egzersiz eylemim.


             Roads

     Son bahar tahtını kışa zamansızca devrettiği günden bu yana Gümülcine'ye, soğuk havanın etkisiyle birlikte sabahları ve akşamları sis ve nem etkin. Üstelik oldukça yoğun bir şekilde. Otomobil sürücülerin çoğu sabahları farlarını yakmak zorunda kalıyorlar. Burası her geçen gün daha çok İskoçya'ya benzemeye başlıyor. Bundan şikayetçi değilim, ne yalan söyliyeyim iliklerimize kadar işleyen bu sis görünümlü nemi seviyorum. Çoğu insan belki de böyle bir atmosferden bunalıyordur ama benim için bu geçerli değil. Bana; 1930'ların sonunu ve orta çağın savaşçılarını, zırhlarını ve kılıçlarını anımsatıyor. Neden bilmiyorum. Sisli bir havaya her zaman bir gizemlilik hakim oluyor. Tüm bunları seviyorum. Böyle bir havada dışarı çıkıp koşmak yada en azından yürümek, yapılabilecek en kıymetli eylemlerden biri oluyor benim için. Ve sonrasında bir duş!

Onbaşı; ''eğer o göbeği eritmek istiyorsan, hergün hafif bir tempoyla en az 40 dakika yürüyeceksin'' demişti. 20 dakikadan sonra vücud yağ yakmaya başlıyormuş. Bunu yapabilirim. Eğer sevdiğim müzikler de bana eşlik edecekse, bunu seve seve yaparım. Portishead mesela. Ben de öyle yaptım, yolculuk boyunca sisli havada cep telefonumdan Roads dinledim.
İnsanın tanıdığı olması güzel birşey, hele ki uzun süreden beri görüşmüyorlarsa. Anlatacak birçok şeyleri oluyor kuzey ülkelerine nazaran, yolda şans eseri karşılaştıklarında. Yıllar önce okumayıp iş hayatına atılmayı tercih etmişti Rıdvan. Yunanistan'daki ekonomik krize rağmen işlerin iyi gitmesi, sevindiriyor insanı arkadaşı adına. Ya da kasabanın en işlek caddesinde koşuyorsunuz belki de, sırf tanıdık bir simaya rast gelebilmek için. Hoş bir bayana gözünüz çarptığında, tempo düşürüyor ve yürüyorsunuzdur kim bilir?

Bunlar güzel ve insanın içini ısıtan şeyler, o nemli havada.

4 Aralık 2013 Çarşamba

Bir Komiserin Itirafları

Aşağıda görmüş olduğunuz poster; Bir Komiserin İtirafları adlı filme ait. İngilizçesi; Confessions of a Police Captain. İtalyancası biraz daha uzun; Confessione di un Commissario di Polizia al Procuratore Della Repubblica. İlaveten cumhuriyetle alakalı birşeyler söylüyor olmalı. 1971 yapımı İtalyan filmin; biri Moskova film festivali ve diğeri Cristal Awards olmak üzere  2 tane de ödülü bulunuyor.

Film Posteri
Confessione di un Commissario di Polizia al Procuratore 
Della Repubblica

Adından da anlaşılacağı gibi film; bir komiserin itiraflarıyla alakalı. En azından öyle olmalı diye tahmin ediyorum, filmi izlemedim. Zaten konumuz film değil. Konumuz uzun zamandan beri dinlediğim ve her dinleyişimde bana özgüven aşılayan; filmdeki şu soundtrack:

Parça; 1950'lerin başlarında kurduğu jazz gurubuyla Grammy kazanan ve 'en iyi şarkı' dalında Oscar adaylığına layık görülen Riz Ortolani'ye ait. Birçok başarılı sountrack'e imza atan sanatçının özellikle şuan dinlemekte olduğunuz parça benim için, kulaktan alınan yasal uyuşturucu gibi. Daha önce de belirttiğim gibi, uzun süreden beri Youtube kanalımın listesinde yer alan bu parçanın yanına bir de not düşmüşüm. Notta şöyle yazıyor: Küçük bir genç kızın hayallerini yıkarcasına...

Not: Filmi daha önce izlemiş olanlarınız varsa, fikirlerinizi alayım. İzlemeye değer birşeyse belki vaktimi ayırabilirim. Hiç fena bir fikir gibi duyulmuyor.

Amma Velakin